Akya Balığı

Gönderi Tarihi Aralık 31st, 2007 Yazar admin Kategorisi Baliklar

AKYA BALIĞI 

Akya Kuzu Çıplak

akya balığıErkin Yeni Foça Akya AvıAkya lichidae familyasından olup, lichia amia olarak bilinir, ülkemizde çıplak ve kuzu adlarıyla biliriz.. onu çıplak ismini veren özelliği ise üzerinde hiç pul olmamasıdır, buyüzden birçok bölgemizde çıplak olarak bilinir. Üst kısmı maviden başlayıp yan tarafına doğru yeşilimsi olmaktadır. Kuyruğundan başlayan uzun bir çizgisi vardır, bu çizgi baş tarafına kadar uzayıp gider. Karın bölgesi kirli beyaz, ağzı bir balığı kolayca yutabilecek kadar geniştir.

akyalar sürüler halinde dibe yakın yüzerler ve çok ataktır, tehlike sezisi aldığı anda gözden kaybolur. Bilinen ağırlıkları 20 kilo kadardır. Ancak 50-60 kilo ağırlığa kadar ulaşabilmektedirler.

Balığın Genel Özellikleri ve Detayları:
Tür Boy (uzunluk cm) Kilo (hangi tür kaç kilo) Üreme Ayı
Akya 50-110 cm 12kg - 60 kg nisan, mayıs
Çıplak 50-110 cm 12kg - 60 kg “ “ “ “
Kuzu 50-115 cm 12kg - 60 kg “ “ “ “
Akya Balığı Avcılığı:

En çok kullanılan yöntem atıp bırakma takımıdır, diğer yöntemler ise tekne ile sırtı avı ve paragat ile avcılıktır.Atıp bırakma takımında canlı balık kefal, ısparoz, karagöz kullanılmasını tavsiye ederiz, sırtı avında rapala magnum serisi, paragat için parçalar halinde taze sardalya veya uskumru öneririz. Kaynak:Akya

AKYA-SARI KUYRUK (KUZU) AVCILIĞI

Akdeniz’in en meşhur balıklarından biridir. Kolyoz, sardalya, istavrit, kalamar, sübye, zargana, palamut gibi balıklarla beslenir. 1-1.5 m. Boya 20 kg. ağırlığa ulaşırlar. Genellikle suyun yüzüne yakın ve orta sularda avlanırlar. 1-200m. Derinliğe kadar sularda yaşarlar.

A-BIRAKMA OLTA İLE AKYA AVI:

Orkinos bırakmasına benzer. Beden 100 nr.misinadan yapılır. Beden ucuna 4-6 no fırdöndü bağlanır. Bölge balığının büyüklüğüne göre 0.70-100 no arası misina 5 kulaç kadar ölçülüp fırdöndünün diğer ucuna bağlanır, ucuna da 2330 DT veya 2310 2-5 no. iğne bağlanır. Yem olarak yukarıda yazdığımız, beslendiği balıklardan herhangi biri kullanılır. Yemin canlı olarak kullanılması tavsiye edilir. Yem takma şekli orkinostaki takma şekli gibidir. Çevrede orkinos, palaska, kılıç, torik gibi balıklar varsa bunlarında oltaya gelmesi mümkündür. Dikkatli olup gerektiğinde takımı şamandıralamayı unutmayınız.

B- SIRTI İLE AKYA AVI:
Beden misinası 100 lük kullanılır. Yapma balık kullanılacaksa kolyoz, zargana, uskumru, sübye benzeri en az 3-5 m. Dalabilen metal ağızlı yapma balık kullanılır. Beden ucuna bağlanan yapma balıktan makaraya doğru 10 kulaç ölçülüp 4-6 no fırdöndü, bu fırdöndüden de 10 kulaç daha ölçülüp bir fırdöndü daha bağlanır. Bu ili fırdöndü arasına 150 gr. Delikli kurşun takılacaktır. Takım denize toplam 50 m. Kadar salınarak avlanma yapılır. Bu takıma da iri balıkların gelmesi mümkün olduğu için misina makarasının sonuna şamandıra beden eklemek amacıyla kasa gözü yapmakta fayda vardır. Bu avcılıkta da teknemizin her zaman çalışır durumda olmasına, bıçağımızın ve kancamızın her an elimizin altında olmasına dikkat etmeliyiz. Kaynak:Akya Balığı

—–

*   Ağustos 2003 tarihinde Recep ve Ömer Çalışkan tarafından tutulan 115 cm boyunda 15 kg’lık Sarıkuyruk (Akya-Kuzu) balığı. Bu balığın fotoğraflarını Deniz ve Balıkçılık dergisinin düzenlediği yarışmaya gönderdiler Türkiye 5.si oldular.

* Bu balık ölçülerinde bir diğer balığı da bu fotoğraflardan 4 gün sonra Oğuzhan ve Hande ile beraber çıktığımız avda tuttuk, onun boyuda 110 cm civarında idi.  Sayfa Gitmek İçin Tıklayınız

——

Dev Akya balığı yakalandı

dev akya balığıHaber:03 Mayıs 2007 12:21

Antalya’nın Gazipaşa ilçesi Kaledran mevkiinde balık avına çıkan bir balıkçının ağlarına takılan dev Akya cinsi balık görenleri şaşkına çevirdi.

Balıkçılar Dev bir Akya balığı yakaladı

Antalya’nın Kaledran mevkii açıklarında bir balıkçının ağlarına takılan dev Akya cinsi balık görenleri şaşırtıyor.

Teknesiyle Gazipaşa ilçesi Kaledran mevkiinde balık avına çıkan Ali Özçelik’in ağına Akya cinsi dev bir balık takıldı.

Gazipaşa’da satışa sunulan 30 kilo ağırlığındaki balık, herkesin dikkatini çekti.

Özçelik, balığın kilosunu 15-20 YTL arasında sattıklarını belirterek “Yakın zamanda böyle büyük balık yakalamamıştım. Keşke her zaman ağımıza büyük balıklar takılsa” dedi.
İHA
Dev Akya balığı yakalandı
03 Mayıs 2007 12:21
haber7.com

Balıklar Genel Bilgi

Gönderi Tarihi Kasım 10th, 2007 Yazar admin Kategorisi Kategorisiz

balıkBalık (hayvan)
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Balıklar (Pisces) poikloterm olan, nerdeyse sadece suda yaşıyan ve solungaçları ile solunum yapan, soğuk kanlı, yürekleri çift gözlü, çoğunun vücudu pullu, genellikle yumurta ile üreyen omurgalı hayvanlardır. Bazıları doğurarak ürer.

Bulunmuş olan en eski balık fosilleri 500 milyon yaşındadır. Günümüzün balıkları kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) ve kemikli balıklar (Osteichthyes) olarak ikiye ayrılırlar. Bunlar gibi diğer iki grubu oluşturmuş olan Placodermi (Zırhlı balıklar) ve Acanthodii (dikenli köpek balıkları)’nın nesilleri 300-400 milyon yıl evvel tamamen tükenmiştir

Bir kulakcık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsalar da simetrik çiftler meydana getirmezler.

Uçan balıklar çok gelişmiş olan göğüs yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su üstünde uçabilirler. Yaşadığı yerlerde su kuruduğu zaman balçığa gömülüp akciğer solunumu yapabilen, sürünerek gölden göle geçebilen, kısa bir süre havada uçabilen, elektrik ve ışık üretebilen çeşitli balık türleri mevcuttur. Balıkların pulları birbirleri üzerine kiremit gibi dizilmiş, kemiksi, kaygan ve antiseptiktir. Antiseptik mukus salgısı, üzerine yapışan bakteri ve sporları yok eder.

Balıkların harekette önemli rol oynayan değişik kuyruk tipleri mevcuttur. Çatallanmış kuyruk tipine “difiserk”, çatallı olup eşit parçalı olana “homoserk”, köpek balıklarında olduğu gibi çatalları eş olmayan kuyruk tipine de “heteroserk” denir.

Balıklar omurgalı canlılar içerisinde sayıca en fazla olanıdır. Çalışmalarda balık türünün 40.000 kadar olduğu söylenmektedir.

Balıkların günümüzde sportif ve akvaryumdaki değeri yanında büyük bir protein kaynağı olması ticari değerini arttırmaktadır. Balıkların yeryüzündeki dağılımları o kadar geniştir ki, Antartika sularında, sıcak tropikal sularda, acı sularda, tatlı sularda, ışığın ulaştığı dağ derelerinde veya insanların henüz ulaşamadığı oldukça derin ve karanlık sularda yaşayabilmektedir. Üç türlü beslenme görülür: Herbivor (otçul), karnivor (etçil) ve omnivor (hem et hem de bitkisel besin yiyenler). Yalnız çenelerinde değil, bütün ağız boşluklarında ve yutaklarında sıralanış ve şekil olarak birbirinden farklı birçok diş bulunur. Bu genelde beslenme şekillerine göredir. Bazılarında farinks (yutak) dişleri gelişmiştir. Yalnız Mersin balıklarında ve Demetsolungaçlılarda diş bulunmaz.

Duyu Organları

Görme organları

Balıklarda gözler yüksek omurgalılara benzer. Kornea daha düz ve mercek daha yuvarlaktır. Kornea, merceğin önünde koruyucu bir görev yapar. İris; kırmızı, siyah, portakal rengi, mavi, yeşil olabilir. Balıklarda göz yapısı, yaşadıkları çevreye uygun bir özellik arz eder. Işığın kolay geçtiği temiz sularda yaşayanlar iyi görür ve renkleri ayırt ederler. Derinde yaşayanlarda gözler oldukça büyük olup, ışığın zayıf olarak ulaştığı daha derinlerde teleskop gözlü olanlarına da rastlanır. Bulanık sularda yaşayan balıklarda ise gözler küçülmüştür. Kör mağara balıklarında gözler görev yapmaz. Işık olmadığından gözlere ihtiyaç duymazlar. Balıklarda gözyaşı bezi ve gözkapağı bulunmaz. Yalnız Raja balıklarında üstten gelen ışığa karşı gözü korumak için üzeri pullu kalın bir kapak vardır. Balıklar dinlenme halinde yakını görür, uzak için uyum yapar. Memelilerde durum tersinedir. Bazı dişli sazanlarda gözler yatay bir bantla ikiye ayrılmıştır. Üstteki kısım havada, alttaki kısım suda görmeye yarar. Böyle balıklara “dört gözlü” denir.

Tat alma organı

Balıklarda tat alma cisimcikleri dudaklarda, farinkste, burun epitelinde, baş derisinde, bıyıkların uçlarında yerleşmiş olduğu gibi bazılarında da ağız içinde yerleşmiştir. Balıklarda dil yoktur. Olanlarında da gelişmemiştir. Sazanların ağzı içinde çok kalın kastan yapılmış yastık şeklinde bir yapı bulunur. Bu organ tat almaya yarar. Balıklar bazı maddeleri memelilerden daha iyi ayırt edebilirler.

Dokunma duyusu

Dokunma duyusunda bıyıkların rolü büyüktür. Bıyıklar tat almada etkili olduğu gibi, besin bulma ve dokunma organı olarak da görev yaparlar.

Balıkların baş, gövde ve yüzgeç derileri üstünde tomurcuk veya çukurcuklar halinde küçük duyu organları mevcuttur. İçlerinde sinir uçları dallanmış haldedir. Görevleri; yaklaşan düşmanı, sıcaklık değişimini, besin ve tuzluluğu hissetmektir. Duyuda yan organın da etkisi önemlidir. Bazı derin deniz balıklarının yüzgeç ışınlarında uzamış olan bazı kısımlarında duygu organları yer almıştır.

İşitme ve yan organ (Yanal çizgi)

Balıklarda dış ve orta kulak yoktur. İşitme organı bir kapsül içinde bulunan iç kulaktan ibaret olup, sudaki ses titreşimlerini idrak eder. Bu işitme organına “labirent” denir. İşitmede etkili olduğu gibi, dengenin sağlanmasında, ağırlık ve yerçekimi tespitinde de önemli rol oynar. İçlerinde kalsiyum karbonattan yapılmış “otolit” adı verilen cisimcikler de bulunur. Bazı balıklarda hava kesesinin ön kısmının her iki yanında iç kulakla ilişkili dörder adet kemikcik bulunur. “Weber cihazı” adını alan bu sistem ses dalgalarını ve basınç değişimini iç kulağa ileterek daha iyi işitmeğe yardım eder. Küçük frekanslı titreşimler, yanal çizgi sistemiyle idrak edilir. Bu, vücudun yanlarında derinin altında uzanan içi mukus dolu bir çift kanaldır. Belirli aralıklarla bu kanalı pulların arasından veya ortasından dışarı bağlayan yollar, bu yolların ucunda içinde sıvı ve sinir hücreleri bulunan bir torba vardır. Sudaki titreşimler bu sıvıya geçerek sinir hücreleri tarafından idrak edilir. Mesaj daha sonra sinirler vasıtasıyla beyne iletilir.

Bir başka balığın hareketinin doğurduğu titreşimleri, yanındaki balık bu yolla duyar. Yan organ çok alçak frekanslı titreşimleri idrak edip işitmeye yardımcı olduğu gibi, su akıntısının yönünü, sıcaklık ve soğukluk farklarını da tesbit eder. Yan organ işitmede de yardımcı olur. Ses ve basınç dalgalarını tesbit edebilir. Kemikli balıklarda, vücudun her iki yanında solungaçlardan kuyruk yüzgecine kadar uzanır.

Koku duyusu

Balıklarda burun (nostril), solunum için değil, suda çözünmüş kimyasal maddeleri koklamaya yarayan bir duyu organıdır. Koku alma kapsülleri üst çene üzerinde bulunan bir çift (veya bir adet) burun çukuruna yerleşmiştir. Koku maddelerini taşıyan su burun deliklerine girip çıkarken, koklama kapsüllerini yalayarak sinirleri uyarır. Bu duyu köpek balıkları gibi bazı balıklarda çok kuvvetlidir. Köpek balıkları kan kokusunu yüzlerce metre uzaktan alabilirler.pullarla tat alırlar

Yüzme kesesi

Balıkların suda batmadan durmasını sağladığı için önemlidir. Sindirim kanalının bir uzantısı olup, sırt tarafta torba şeklindedir. İçi CO2, O2 ve NO2 gazları ile doludur. Balığın yoğunluğunu, suyun yoğunluğuna göre ayarlar. Balık suda batmadan durmak için, içindeki gazı artırarak keseyi şişirir. Yüzerken havasını azaltır. Bazı balıklarda yüzme kesesi ikiye ayrılmıştır. Yüzme kesesi solunum, hidrostatik görev, ses meydana getirme ve bazı uyartıları hissetmede de etkilidir. Bütün balıklarda hava kesesi bulunmaz. Böyle balıklarda yağlı vücut ve göğüs yüzgeçleri batmalarına mani olur. Dip balıklarında yüzme kesesinin dışarıyla herhangi bir bağlantısı yoktur. Gaz özel bir sistemle hava kesesine doldurulur ve boşaltılır. Bu durumda karşımıza beş tip balık çıkmakta; Fizostom balıklar ve Fizoklist balıklar. Fizostom balıklarda hava kesesi yutakla bağlantılı olduğu için gaz girşi çıkışı sorun olmamaktadır ama Fizoklist balıklarda herhangi bir yutak bağlantısı olmadığından gaz giriş çıkışını “Rete Mirable” dediğimiz kılcal damar ağı yardımıyla olduğu bulunmuştur. Rete mirable mekanizmasında; gaz bezinden toplardamarlara laktik asit verilir.Laktik asit oksijen bağlanma yeteneğini düşürerek atardamarlarda yüksek kısmi oksijen basıncı oluşmasını sağlar.Bu olay tekrarlanarak tepe noktasındaki oksijen basıncının iyice yükselmesi sağlanır ve yüzme kesesinin içine diffüzyonla hava girşişi olur. Kan damarlarındaki bu ters akımdan dolayı oksijen keseden dışarı çıkamaz.

Balıklar hakkında ilginç bilgiler

* En kücük balık Trimmatom nanus, Hint Okyanusu’nda yasayan bir gobidir. Tam büyüklüğe ulaştığında boyu yaklaşık 1 santimetredir.

* En büyük balık balina köpek balığıdır. Ağırlığı 14 tondan fazladır. Bu balık insanlar için zararsızdır, genelde yüzen planktonlarla beslenir.

* Dört gözlü anableplerin gözleri ikiye bölünmüştür. Balık yüzeyin altında yüzdüğünde gözün üstü suyun üstünü, gözün altı suyun altını görür.

* Kara yutan kendi büyüklügünün iki katını yutabilir. Ağızlarında, çenelerini çok açabilmeye olanak veren menteşe yapıları bulunur.

* Uçan levye balığı gerçekten uçabilen bir balıktır. Balık, pektoral yüzgeçlerini kullanarak suyun yüzeyinden yükselerek 3 metreye kadar uçabilir.

* Yürüyen kedi balığı, oksijeni soluyabilen özel yapıları sayesinde suyun dşında 4 gün yaşayabilir ve yan yüzeylerindeki ayaksı yapılar sayesinde bir gölden başka bir göle sürünebilir.

* Dünyada en çok bulunan balık, küçük tatlı su balığı olan bristlemouth´tur (kırılganagiz). Bilim adamları, bristlemouthlarin sayısının trilyonlara ulaştığını tahmin etmektedir.
Balık boyu ağız kapalı iken balık başının ön ucu ile kuyruk yüzgecinin en uzun ışınının bitim noktası arasındaki izdüşüm uzunluğudur.
Yüzgeç, balığın su içeresindeki hareketine yardımcı olan organlardır. Balıklarda yüzgeçler kara hayvanlarındaki kol ve bacaklara eşdeğerdir. Balığın su içerisindeki yüzme işlemi büyük ölçüde kaslarla sağlanır. Bu harekete farklı yüzgeçli değişik görevler için yardımcı olurlar.
Yüzgeçler balığın su içindeki hareketine yardımcı olan organlardır. Kuyruk yüzgeci sağa sola hareketle balığın ileriye doğru hareketini sağlar. Sırt ve anal yüzgeçler vücudun yön almasını sağlarlar. Ani ve hızlı dönüşlerde yön değiştirir.

Ağaçta Yaşayan Balık

Gönderi Tarihi Ekim 18th, 2007 Yazar admin Kategorisi Baliklar

ağaçta yaşayan balıkDoğal hayatın bilinen ana kurallarından biridir.” Kuşlar ağaçta, balıklar suda yaşarlar”.

Gariplik o ya, Amerikan bilim adamları Rivulus marmoratus Poey adını verdikleri balığın ağaçta da hayatta kalabildiğini keşfetmiş.
Bu balık gerektiğinde sudan çıkıyor ve  ağaçta yaşamaya devam edebilen  bir balık türü.
Florida’daki bir çevre koruma programı yetkilileri, “Rivulus marmoratus Poey” isimli balığın hem ABD’nin bu eyaletinde, hem de Orta Amerika ülkesi Belize’de yaşadığını bildirdi. Mangrov ormanlarında yaşayan balık, biyolojik yapısını geçici olarak değiştirip su dışında da soluk alabiliyor.

Amerikalı bilim adamı Dr Scott Taylor ve ekibi, bu balıkların çekilen sularla birlikte ağaç dal ve kökleri üzerinde aylarca yaşayabildiğini söylüyor. Beş santimetre (2 inç) uzunluğundaki balık, suyun çekilmesiyle birlikte dallar üzerinde kalsa bile ölmüyor. Çift cinsiyetli balıklar, su tekrar yükselince, metobolizmalarını tamamen değiştirerek yeniden eski yuvasına dönebiliyor.

Havada nefes alabilen tek balık türü “Rivulus marmoratus Poey” değil. Güney-Doğu Asya’ da yaşayan yürüyen kedi balığı (walking catfish) da hava soluyabiliyor.

DERİN DENİZ FENER BALIĞI

Gönderi Tarihi Ekim 8th, 2007 Yazar ozlem0409 Kategorisi Buyuk Derinliklerin Baliklari

(Borophryne apogon)

«Derin deniz fener balığı» bu balıkların en ilginçlerinden biridir. Gerektiği zaman fevkalâde genisleyebilen torbamsı bir vücudu, enikonu gelişmiş yüzgeçleri ve bazısı köpek dişimsi olan bir sürü keskin dişle silâhlı muazzam çeneleri vardır. Bu dişler o kadar uzundur ki, yaratık, bu yüzden ağzını lâyıkıyla kapayamamaktadır. Tam ağan üzerinde, ilginç bir çıkıntı vardır. Bunun ucundaki yumrudan ipliğimsi tellerden örülü bir buket çıkar. Yumru mavimsi - mor, iplikler beyazdır, balığın geri kalan kısmı ise zifir gibi siyahtır.
Bu türün uzunluğu 8 - 9 santim kadardır. Öyle olduğu halde kendi kadar uzun hayvancıklar yutabilir. Bu durumda karnı balon gibi gişer, Bu türün, Doğu Pasifik’in buz gibi derinlerinde yaşadığı sanılmaktadır. Tabiat bilginleri, ağzının yûkarısındaki çıkıntının ışığının, başka balıkları kandırıp o korkunç çenelerin arasıma düşürmek gayesini güttüğü fikrindedirler.
Şimdiye kadar anlattıklarımız türün yalnız dişileriyle ilgilidir. Türün ergin erkekleri, balık tutma mekanizmaları olmayan, buna karşılık iyi gelişmiş gözleri, burunları ve çeneleri bulunan 2 santimlik balıklar olarak serbestçe yüzerler. Erkek balık, uygun bir dişiyi gözüne kestirince, ağzı aracıyle onun herhangi bir yerine bağlanır. Zamanla çeneleri dişinin derisiyle kaynar ve aralarında ancak, erkek balığın ağana su girmesine yetecek kadar bir aralık kalır. Uzmanlar erkek balığın kan dolaşım sisteminin de zamanla dişininkine bağlandığını ve dişinin, erkeği bu şekilde beslediğini tahmin etmektedirler. Erkeğin sindirim kanalı, dişleri, solungaçları, batta kalbi bile zamanla körleşir. Karın boşluğunun tek önemli uzvu koca bir eşeylik organıdır. Erkek, hayatının geri kalan kısmını dişinin vücudunun üzerinde asalak olarak geçirecektir. Tek vazifesi, yumurtlandıkları vakit, 0.3 milimetrelik yumurtaları döllemektir.

BÜYÜK DERİNLİKLERİN AYAKÇIKLI BALIKLARI

Gönderi Tarihi Ekim 8th, 2007 Yazar ozlem0409 Kategorisi Buyuk Derinliklerin Baliklari

KITA ŞELFİ’NİN fener balıkları gibi, büyük derinlerin «Ceratiidae» ailesi üyelerinin göğüs yüzgeçleri de elimsidir, üstelik bu runlarmın ucunda, ilk sırt yüzgeci ışınının değişmeye uğramasından meydana gelmiş bir balık tutma organları vardır. Fakat buna rağmen,, kıta şelfi fenerbalığıgilleri’nden ne kadar farklıdırlar!
Balık tutmaya yarar ışın uzantısı «Gigantactis macronema» da vücut uzunluğunun üçü kadardır, «Linophryne arborifer» türünde ise, ışın uzantısı topuz gibi şişmiştir ve boğazın altında dal gibi bir yapıtla tamamlanmaktadır. Aynı organ «Lasiognatfaus saccostoma» da kamışı, ipi, yemi ile komple bir olta halini almıştır. «Ceratiidae» ailesinin üyelerinde bu gibi dokunaçların şiş kısmı bir ışık organıdır.
Büyük derinliklerin bu ayakçıklı balıkları, daha sığ sularınkiler gibi etçildirler. Muazzam ağızları korkunç görünüşlü dişlerle silâhlıdır. Fakat bu dişler aslında, balığın, avlarını yakalayıp ısırmasından çok, ağız açıklığını kapamaya yararlar. Hele «Lasiognathus saecostoma» türünde ağız tıpkı bir kurt kapanı gibi çalışır.
Bu balıklardan en azından yedi türünde erkekler cücedir ve dişilerin asalağıdırlar. İki cins arasındaki boy farkı özellikle «Ceratias holboelli» de en üst dereceyi bulur. Meselâ, 1030 milimetrelik bir dişi balığın üzerinde 80 ve 85 milimetrelik iki erkek görülmüştü. Bunlar, dişiden 13 kere daha küçüktürler.

İPLİKSİ BALIKLAR

Gönderi Tarihi Ekim 8th, 2007 Yazar ozlem0409 Kategorisi Buyuk Derinliklerin Baliklari

BAZI DERİN deniz balıklarının vücudu bir kılkuyrukla az veya çok uzamıştır. Bu türlerde genellikle ışık organı yoktur. Kimi mezgitgillerle, kimi yılanbalığıgiller’le akrabadır. Bunlardan uzunkuyruklu-balıkgiller’i (Macruridae) mezgitgiller bahsinde gördük. Öbür aileler «Nemichtyidae» ile «Saccopharyngidae» dir.
«Nemichthydae» ailesi üyeleri «kuş gagalı balıklar» olarak tarif edilebilir.
«Nemichthys» te kuyruk, çok zayıf ve o nispette dayanıklı bir kayış şeklinde uzar. Kuyruk ile anus yüzgeçleri ensede ve boğazın altında başlayıp bu acayip kuyruğun ucuna kadar devam ederler. Bu balık suda, karadaki değme yılanın ilerlemesinden daha zarif dalgalanmalarla yüzse gerektir. Buna karşılık, gagası tıpkı culluğunkine benzer. Aynı gruptan «Avocettina» ların adı da uzun ve kavisli gagalı bir kuş olan kılıçgagalı’nınkinden alınmadır. Balığın üst ve alt çeneleri, tıpkı eğeyi andırır çok sayıda ve çoic ince dişlerle kaplıdır.
Böylesine belirsiz dişlerle silâhlı balıklar ne yiyebilir? Birçok «Nemichthyslerin içinde bütün olarak yutulmuş karideslerin bulunması yırtıcı ve obur balıklar olduklarını gösteriyor. Büyük bir ihtimalle gagaları açık olarak yüzüyor ve yolları üzerindeki canlıları yutuyorlardır. Bu saydığımız balıklar yılanbalığıgiller’le akrabadır.
Saccopharyngidae» ailesinden «Saeeopharynx» ve «Eurypharynx» türleri ise hemen baştan başa ağız ile mideden ibaret ve vücutlarının geri kalan kısmı asgarî derecede balıklar olarak tarif edilebilir. Bu balıkların ölçüsüz ağzını, son derece genişleyebilir bir gırtlak ile besinlerin dolmasıyle hacmini üç, dört katma çıkarabilen bir mide takip eder.

BÜYÜK - AĞIZLİGİLLER ve PARLAK AKRABALARI

Gönderi Tarihi Ekim 8th, 2007 Yazar ozlem0409 Kategorisi Buyuk Derinliklerin Baliklari

BÜYÜK derinliklerde yaşayan balıkların birçoğunun ışık organları vardır. Stomiatidae ,Sternoptychldae ve derin deniz fenerbalığıgilleri (Myctophidae) ailelerine giren balıklar böyledir. Bunlar, yumuşak - yüzgeçliler takımından olup görünüş bakımından çok farklı olmalarına rağmen, sardalyaların hamsilerin ve som balıklan’nın yakın akrabalarıdır.
Büyük - ağızlıgillerin {Stomiatidae) en iyi bilinen üyesi «Stomias boa», alışılmış balık tiplerinden gerçekten çok farklı, garip bir yaratıktır. Yüzlerce metre derinlikte yakalanan bu balıkla bîr yüzey balığı arasında ilk bakışta hiçbir benzerlik yoktur. Bir kere vücudu, karanlıklarda yaşayan bir yaratığa yakışacağı üzere tamamıyle siyahtır. Altıgen pullardan meydana gelmiş bir mozayikle kaplı derisinde, ışık organı olduğu anlaşılan parlak noktalar dikkati çeker. Balığın normalden çok büyük bir ağız boşluğu vardır. Çene eklemleri gözlerin altında bulunacağına göğüs yüzgeçlerine yaklaşmıştır.
Büyük - ağızlıgil ailesinin başka üyelerinde de bu özelik vardır. Mesela, «Malakosteus» türünde, ağız açıklığı, vücudun tüm uzunluğunun dörtte birine yakındır.
«Stomias boa» nın midesinde bütün olarak yutulmuş balıklara rastlanmıştır. İki balık suyun içinde karşılaşmışlar ve ufak olanı büyüğünün içine girmiştir. Büyük ağızlıgiller’in bir özelliği de, alt çenenin altında, yumru gibi bir çıkıntıyla son bulan bir sakal kılının bulunmasıdır. Bu, «Parastomias» larda çatallı, «Trichostomias» larda ise olağanüstü uzundur. Böylece, derin deniz hayatının yeni bir özelliğiyle karşılaşıyoruz: Duyargaların, gözlerin görevine yardımcı olması. «Photostomîas» türünde göğüs yüzgeçlerinin ışınları aynı işi görür.
Büyük-ağızlıgiller kör değildir. Orta irilikte gözleri vardır. Fakat bu gözlerin, siyah sularda, bazı derin deniz yaratıklarının neşrettiği ışıklı lekeleri görmekten başka ne gibi bir faydası olabilir? Bundan ötürü, derin deniz yaratıklarında gözlerin pek o kadar önemli olmadığı ve dokunma organlarının, yaşayışlarında daha mühim bir rol oynadığı kabul edilebilir.
«Sternoptychidae» ailesi üyeleri, büyük - ağızlıgiller’den, vücutlarının daha yüksek ve yassılmış, renklerinin gümüşî, ağızlarının ufak ve keskin dişten yoksun, çenelerinin ise kılsız olmasıyle ayrılırlar. Ailenin başlıca iki türü «Argyropelecus» ve «ternoptyx» tir.
«Argyropeleeus» bilimsel adı «gümüş balta» anlamına gelir. 6-8 santim uzunluğunda ve 3-4 santim yüksekliğinde olan bu balığın, yanlardan basılmış vücudu baltaya, dar kuyruğu ise balta sapına gerçekten benzer. Çok iri ve fırtlak gözleri ise tiyatro dürbününe benzetilmiştir.
Fenerbalığıgiller (Myctophidae) ailesinde vücut şekli öncekilerdeki kadar aşırı değildir. Sicilya balıkçıları bu derin deniz fenerbalıkları’ndan (Myetophum coeruleum) «dip-hamsileri» diye bahsederler.
Işık organları bu balıklarda büyük bir önem taşır, mimarın çoğu Karnın yüzeyindeyse de, bir kısmı da kafanın çeşitli kısımlarına, burnun üzerine, gözlerin çevresine, alt çeneye, solungaç kapaklarına ve yanakların üzerine dağılmıştır. Bilhassa fenerbalığıgillerde (Myetophidae) ışık organları çok gelişmiştir.
«Fotofor» da denilen bu ışık organları, birer bezdir. Bu bezler, «lüsiferin» ve «lüsiferaz» adında iki madde salgılarlar. Bunlar ayrı muhafaza edilince koyu renk iseler de, birbirlerini etkiledikleri zaman ışık saçarlar. Lüsiferaz lüsiferin’i okside olmaya mecbur eder, bu kimyasal eylem ise ışık vücude getirir. Mumlarda ve gaz lâmbalarında da oksidasyon prensibini görüyoruz. Şu farkla ki canlı ışıklarda ısı meydana gelmez. Canlı ışık soğuk bir ışıktır. İnsanların icat edebildikleri bütün ışıklardan üstün tarafı da budur.

BÜYÜK DERİNLİKLERİN BALIKLARI

Gönderi Tarihi Ekim 8th, 2007 Yazar ozlem0409 Kategorisi Buyuk Derinliklerin Baliklari

Birbirinden Garip Yaratıklar

ŞİMDİYEYE kadar kıyı ile açık deniz balıklarını ve denizde 200 - 300 metre derinlere kadar inenlerini gözden geçirdik. Bu sinirin ötesindeki muazzam su kitlesi deniz uçurumlarını meydana getirir. Buralarda şimdiye kadar gördüklerimizden çok farklı ve birbirinden garip görünüşlü türlü balıklara rastlanır.

Yarasabalığıgiller

Gönderi Tarihi Ekim 8th, 2007 Yazar ozlem0409 Kategorisi Balikci Baliklar

Yarasabalığıgiller (Ogcocephalidae), balıkların en garip görünüşleri arasındadırlar. Vücutları, sırt ile karın arasında çok yassılmıştır. Yarasa balığı, göğüs yüzgeçlerinin ve bunun altındaki güçlü karın yüzgeçlerinin yardımıyle dipte rahatça yürüyebilir. Bu arada göğüs ve karın yüzgeçlerinin kâh birini, kâh ötekini hareket ettirir. Balıkların arasında eşsiz olan bu »dört ayaklı yürüyüş», bazen tavşanımsı hoplamalara yerini bırakır. Yarasa balığı, hopladığı zaman, gücünü göğüs yüzgeçlerinden almakta ve karın yüzgeçlerinin üzerine inmektedir.
Yarasa balıklarının bir türünün fener balıkları tarzında balık tuttu-ğu görülmüştür. Yumrumsu yem piston gibi içeri, dışarı hareket eden kısa bir sapın ucundadır. Kullanılmadığı zaman, bu mekanizma, balığın alnının içinde gizlidir. Çeşitli yarasa balıkları derin tropikal denizlerin dibinde yaşarlar. Uzunlukları ender olarak 30 santimi geçer.
«Ayakçıkıllar» (Pediculati) denilen bu tuzlu su balıkları grubunda yaklaşık olarak on altı aile vardır. Başlıca garip özelliklerini bir kere daha gözden geçirelim: Ufak solungaç yarıkları, başka balıklardaki gibi göğüs yüzgeçlerinin önünde değîl arkasındadır. Fakat bazı fener balıkları’nda, göğüs yüzgeçlerinin kaidesinin önünde yer alırlar. Her bir göğüs yüzgeci, etli bir kaideye dirseğimsi bir eklemle bağlıdır. Bu tertip «Antennariidae» grubunda öylesine gelişmiştir ki, yüzgeç, kolu, bileği, eli ve parmakları olan bir uzuv gibi çalışır. Var oldukları zaman, karın yüzgeçleri, göğüs yüzgeçlerinin önünde yer alırlar. Pullar ya sivri uçlar görünüşündedîr, ya da hiç yoktur.

FENER BALIĞI

Gönderi Tarihi Ekim 8th, 2007 Yazar ozlem0409 Kategorisi Balikci Baliklar

(Lophius piscatorius)

Fenerbalıgıgiller’in bu türü kıta şelfi’nin kumlu veya çamurlu diplerinde tutulur. Pazarlara kafası kesilmiş ve derisi yüzülmüş olarak gelir. Bundan ötürü de. çok lezzetli beyaz etine düşkün olanlar, bu balığın ne kadar iğrenç bir görünüşü olduğunu bilmezler.
Fener, balığı’nın bütün vücudu,dipte yaşayan bir balığa yaraşacak şekilde genişlemiş ve yassılmıstır. Özellikle kafası geniş ve yassıdır. Gözleri kafanın üst yüzünde yer alır. Kafanın bütün önü, dizilerle sivri dişle silâhlı muazzam bir ağız tarafından yarılmıştır. Tek başına kafa, balığın vücut uzunluğunun yarısı veya üçte biri, ağırlığı ise vücut ağırlığının en az yarısı kadardır. 1 metre uzunluğundaki bir fener baîığı’nda kafa 45 santim genişliğinde ve bundan biraz daha uzun, ağız ise 30 santim genişliğindedir.
Kafanın arkasında yan olarak yer alan «ayakçıklı» göğüs yüzgeçleri, çok ufak olan ve sırt üzerine açılan solungaç yarıklarını çerçevelerler. Bu durum da anormaldir. Solungaç yarıkları çoğu türlerde göğüs yüzgeçlerinin önünde ve vücudun yanlarındadır, Fener balığındaki mevkilerinin, solungaç boşluklarındaki suyun dikey olarak salıverilmesi, böylece, balığın içinde saklı bulunduğu kumu kabil olduğu kadar az karıştırması faydası vardır.
Fener balıkları genellikle az hareketli Salıklardır. Arada sırada kafalarını, tam altındaki karın yüzgeçlerinin yardumyle kaldırmakla yetinirler. Avlarının olduğu gibi düşmanlarının da gözüne gözükmemeleri lâzımdır. Bunu, kısmen kuma veya çamura gömülmek, ya da çevreye kabil olduğu kadar uymak suretiyle başarmaktadırlar. Mermer gibi damarlı ve değişken renkleri, bu işe, suyun yüzeyinde yüzen ipleri derecesinde yardımcıdır.
Sırt yüzgeçleri, hakikatte dikensi bir ön yüzgeç ve yumuşak bir arka yüzgeç olmak üzere iki tanedir. Fakat ilk yüzgecin parçaları birbirinden tamamıyla ayrıdır Bu ilk yüz geçin birkaç kısa ışını bir zarla birbirine bağlı olduğu halde, geri kalan kısım, burnun ucuna kadar uzanan serbest ve uzun ışınlardan meydana gelmiştir. Bu uzun ışınların ucunda bir deri parçacığı bulunur. Bunlar, fener balığı’nın başka balıkları cezbetmeye yarayan meşhur oltalarıdır. Akvaryumda görüldüğüne göre, fener balıklarının yiyeceği, dikensiz olan ve derileri de mümkün olduğu kadar zırhlı olmayan balıklardır. Hamsileri, sardalyalan ve psi balıklan’nı sevdikleri halde, kırlangıçbalığıgiller’i, dikenli-balıkgiller’i ve yılan iğnelerini kabul etmezler.
Fener balığı’na yem olan avlar oldukça iri olabilir. Bunları ağzında tutmak ve, yutmak için balığın elverişli bir diş mekanizması vardır. Her iki çenesinde yer alan birkaç dizi uzun ve sivri diş, av geçerken, elâstikî bir bağ sayesinde arkaya devrilecek, sonra da tekrar dikilecek yapıdadır. Ağzın dibinde de aynı özelliği olan dişler vardır. Bütün bu dişlerin bîr özelliği de, çengel biçiminde ve uçlarının arkaya çevrik oluşudur. Ölü bir fener balığı’nın ağzına sokulan el bile güç çıkar. Bir de canlı balık tarafından tutulan avın durumunu göz önüne getirin.
Ergin fener balıkları ilkbaharda kıyılara yaklaşıp az derin sulara muazzam miktarlarda 2 milimetrelik yumurta dökerler. Bu yumurtalar, denizin yüzeyinde metrelerce uzunlukta ve genişlikte mor bir bulut meydana getiren saydam ve mukozamsı bir meddenin içindedirler. Bir fener balığı 1 milyon yumurta yumurtlayabildiğine göre, ne kadar çabuk üreyeceği meydandadır. Zarif larvalarla ergin balıklar arasında benzerlik yoktur. Yavrular ancak 6-8 santimetrelik olunca büyüklerine benzemeye başlarlar. Fener balıkları 1-2 metre uzunluğunda olmaktadırlar.