(Borophryne apogon)
«Derin deniz fener balığı» bu balıkların en ilginçlerinden biridir. Gerektiği zaman fevkalâde genisleyebilen torbamsı bir vücudu, enikonu gelişmiş yüzgeçleri ve bazısı köpek dişimsi olan bir sürü keskin dişle silâhlı muazzam çeneleri vardır. Bu dişler o kadar uzundur ki, yaratık, bu yüzden ağzını lâyıkıyla kapayamamaktadır. Tam ağan üzerinde, ilginç bir çıkıntı vardır. Bunun ucundaki yumrudan ipliğimsi tellerden örülü bir buket çıkar. Yumru mavimsi - mor, iplikler beyazdır, balığın geri kalan kısmı ise zifir gibi siyahtır.
Bu türün uzunluğu 8 - 9 santim kadardır. Öyle olduğu halde kendi kadar uzun hayvancıklar yutabilir. Bu durumda karnı balon gibi gişer, Bu türün, Doğu Pasifik’in buz gibi derinlerinde yaşadığı sanılmaktadır. Tabiat bilginleri, ağzının yûkarısındaki çıkıntının ışığının, başka balıkları kandırıp o korkunç çenelerin arasıma düşürmek gayesini güttüğü fikrindedirler.
Şimdiye kadar anlattıklarımız türün yalnız dişileriyle ilgilidir. Türün ergin erkekleri, balık tutma mekanizmaları olmayan, buna karşılık iyi gelişmiş gözleri, burunları ve çeneleri bulunan 2 santimlik balıklar olarak serbestçe yüzerler. Erkek balık, uygun bir dişiyi gözüne kestirince, ağzı aracıyle onun herhangi bir yerine bağlanır. Zamanla çeneleri dişinin derisiyle kaynar ve aralarında ancak, erkek balığın ağana su girmesine yetecek kadar bir aralık kalır. Uzmanlar erkek balığın kan dolaşım sisteminin de zamanla dişininkine bağlandığını ve dişinin, erkeği bu şekilde beslediğini tahmin etmektedirler. Erkeğin sindirim kanalı, dişleri, solungaçları, batta kalbi bile zamanla körleşir. Karın boşluğunun tek önemli uzvu koca bir eşeylik organıdır. Erkek, hayatının geri kalan kısmını dişinin vücudunun üzerinde asalak olarak geçirecektir. Tek vazifesi, yumurtlandıkları vakit, 0.3 milimetrelik yumurtaları döllemektir.
KITA ŞELFİ’NİN fener balıkları gibi, büyük derinlerin «Ceratiidae» ailesi üyelerinin göğüs yüzgeçleri de elimsidir, üstelik bu runlarmın ucunda, ilk sırt yüzgeci ışınının değişmeye uğramasından meydana gelmiş bir balık tutma organları vardır. Fakat buna rağmen,, kıta şelfi fenerbalığıgilleri’nden ne kadar farklıdırlar!
Balık tutmaya yarar ışın uzantısı «Gigantactis macronema» da vücut uzunluğunun üçü kadardır, «Linophryne arborifer» türünde ise, ışın uzantısı topuz gibi şişmiştir ve boğazın altında dal gibi bir yapıtla tamamlanmaktadır. Aynı organ «Lasiognatfaus saccostoma» da kamışı, ipi, yemi ile komple bir olta halini almıştır. «Ceratiidae» ailesinin üyelerinde bu gibi dokunaçların şiş kısmı bir ışık organıdır.
Büyük derinliklerin bu ayakçıklı balıkları, daha sığ sularınkiler gibi etçildirler. Muazzam ağızları korkunç görünüşlü dişlerle silâhlıdır. Fakat bu dişler aslında, balığın, avlarını yakalayıp ısırmasından çok, ağız açıklığını kapamaya yararlar. Hele «Lasiognathus saecostoma» türünde ağız tıpkı bir kurt kapanı gibi çalışır.
Bu balıklardan en azından yedi türünde erkekler cücedir ve dişilerin asalağıdırlar. İki cins arasındaki boy farkı özellikle «Ceratias holboelli» de en üst dereceyi bulur. Meselâ, 1030 milimetrelik bir dişi balığın üzerinde 80 ve 85 milimetrelik iki erkek görülmüştü. Bunlar, dişiden 13 kere daha küçüktürler.

BAZI DERİN deniz balıklarının vücudu bir kılkuyrukla az veya çok uzamıştır. Bu türlerde genellikle ışık organı yoktur. Kimi mezgitgillerle, kimi yılanbalığıgiller’le akrabadır. Bunlardan uzunkuyruklu-balıkgiller’i (Macruridae) mezgitgiller bahsinde gördük. Öbür aileler «Nemichtyidae» ile «Saccopharyngidae» dir.
«Nemichthydae» ailesi üyeleri «kuş gagalı balıklar» olarak tarif edilebilir.
«Nemichthys» te kuyruk, çok zayıf ve o nispette dayanıklı bir kayış şeklinde uzar. Kuyruk ile anus yüzgeçleri ensede ve boğazın altında başlayıp bu acayip kuyruğun ucuna kadar devam ederler. Bu balık suda, karadaki değme yılanın ilerlemesinden daha zarif dalgalanmalarla yüzse gerektir. Buna karşılık, gagası tıpkı culluğunkine benzer. Aynı gruptan «Avocettina» ların adı da uzun ve kavisli gagalı bir kuş olan kılıçgagalı’nınkinden alınmadır. Balığın üst ve alt çeneleri, tıpkı eğeyi andırır çok sayıda ve çoic ince dişlerle kaplıdır.
Böylesine belirsiz dişlerle silâhlı balıklar ne yiyebilir? Birçok «Nemichthyslerin içinde bütün olarak yutulmuş karideslerin bulunması yırtıcı ve obur balıklar olduklarını gösteriyor. Büyük bir ihtimalle gagaları açık olarak yüzüyor ve yolları üzerindeki canlıları yutuyorlardır. Bu saydığımız balıklar yılanbalığıgiller’le akrabadır.
Saccopharyngidae» ailesinden «Saeeopharynx» ve «Eurypharynx» türleri ise hemen baştan başa ağız ile mideden ibaret ve vücutlarının geri kalan kısmı asgarî derecede balıklar olarak tarif edilebilir. Bu balıkların ölçüsüz ağzını, son derece genişleyebilir bir gırtlak ile besinlerin dolmasıyle hacmini üç, dört katma çıkarabilen bir mide takip eder.
BÜYÜK derinliklerde yaşayan balıkların birçoğunun ışık organları vardır. Stomiatidae ,Sternoptychldae ve derin deniz fenerbalığıgilleri (Myctophidae) ailelerine giren balıklar böyledir. Bunlar, yumuşak - yüzgeçliler takımından olup görünüş bakımından çok farklı olmalarına rağmen, sardalyaların hamsilerin ve som balıklan’nın yakın akrabalarıdır.
Büyük - ağızlıgillerin {Stomiatidae) en iyi bilinen üyesi «Stomias boa», alışılmış balık tiplerinden gerçekten çok farklı, garip bir yaratıktır. Yüzlerce metre derinlikte yakalanan bu balıkla bîr yüzey balığı arasında ilk bakışta hiçbir benzerlik yoktur. Bir kere vücudu, karanlıklarda yaşayan bir yaratığa yakışacağı üzere tamamıyle siyahtır. Altıgen pullardan meydana gelmiş bir mozayikle kaplı derisinde, ışık organı olduğu anlaşılan parlak noktalar dikkati çeker. Balığın normalden çok büyük bir ağız boşluğu vardır. Çene eklemleri gözlerin altında bulunacağına göğüs yüzgeçlerine yaklaşmıştır.
Büyük - ağızlıgil ailesinin başka üyelerinde de bu özelik vardır. Mesela, «Malakosteus» türünde, ağız açıklığı, vücudun tüm uzunluğunun dörtte birine yakındır.
«Stomias boa» nın midesinde bütün olarak yutulmuş balıklara rastlanmıştır. İki balık suyun içinde karşılaşmışlar ve ufak olanı büyüğünün içine girmiştir. Büyük ağızlıgiller’in bir özelliği de, alt çenenin altında, yumru gibi bir çıkıntıyla son bulan bir sakal kılının bulunmasıdır. Bu, «Parastomias» larda çatallı, «Trichostomias» larda ise olağanüstü uzundur. Böylece, derin deniz hayatının yeni bir özelliğiyle karşılaşıyoruz: Duyargaların, gözlerin görevine yardımcı olması. «Photostomîas» türünde göğüs yüzgeçlerinin ışınları aynı işi görür.
Büyük-ağızlıgiller kör değildir. Orta irilikte gözleri vardır. Fakat bu gözlerin, siyah sularda, bazı derin deniz yaratıklarının neşrettiği ışıklı lekeleri görmekten başka ne gibi bir faydası olabilir? Bundan ötürü, derin deniz yaratıklarında gözlerin pek o kadar önemli olmadığı ve dokunma organlarının, yaşayışlarında daha mühim bir rol oynadığı kabul edilebilir.
«Sternoptychidae» ailesi üyeleri, büyük - ağızlıgiller’den, vücutlarının daha yüksek ve yassılmış, renklerinin gümüşî, ağızlarının ufak ve keskin dişten yoksun, çenelerinin ise kılsız olmasıyle ayrılırlar. Ailenin başlıca iki türü «Argyropelecus» ve «ternoptyx» tir.
«Argyropeleeus» bilimsel adı «gümüş balta» anlamına gelir. 6-8 santim uzunluğunda ve 3-4 santim yüksekliğinde olan bu balığın, yanlardan basılmış vücudu baltaya, dar kuyruğu ise balta sapına gerçekten benzer. Çok iri ve fırtlak gözleri ise tiyatro dürbününe benzetilmiştir.
Fenerbalığıgiller (Myctophidae) ailesinde vücut şekli öncekilerdeki kadar aşırı değildir. Sicilya balıkçıları bu derin deniz fenerbalıkları’ndan (Myetophum coeruleum) «dip-hamsileri» diye bahsederler.
Işık organları bu balıklarda büyük bir önem taşır, mimarın çoğu Karnın yüzeyindeyse de, bir kısmı da kafanın çeşitli kısımlarına, burnun üzerine, gözlerin çevresine, alt çeneye, solungaç kapaklarına ve yanakların üzerine dağılmıştır. Bilhassa fenerbalığıgillerde (Myetophidae) ışık organları çok gelişmiştir.
«Fotofor» da denilen bu ışık organları, birer bezdir. Bu bezler, «lüsiferin» ve «lüsiferaz» adında iki madde salgılarlar. Bunlar ayrı muhafaza edilince koyu renk iseler de, birbirlerini etkiledikleri zaman ışık saçarlar. Lüsiferaz lüsiferin’i okside olmaya mecbur eder, bu kimyasal eylem ise ışık vücude getirir. Mumlarda ve gaz lâmbalarında da oksidasyon prensibini görüyoruz. Şu farkla ki canlı ışıklarda ısı meydana gelmez. Canlı ışık soğuk bir ışıktır. İnsanların icat edebildikleri bütün ışıklardan üstün tarafı da budur.
Birbirinden Garip Yaratıklar
ŞİMDİYEYE kadar kıyı ile açık deniz balıklarını ve denizde 200 - 300 metre derinlere kadar inenlerini gözden geçirdik. Bu sinirin ötesindeki muazzam su kitlesi deniz uçurumlarını meydana getirir. Buralarda şimdiye kadar gördüklerimizden çok farklı ve birbirinden garip görünüşlü türlü balıklara rastlanır.